Yalnızlıgımın Terki

Hayatta söylemeyeceğim yalanlar, yürümeyeceğim yollar, selam vermeyeceğim insanlar, vermeyeceğim tavizler, gülmeyeceğim espriler, ağlamayacağım ajitasyonlar, izlemeyeceğim filmler, okumayacağım kitaplar… Bunların hepsini yaptım ben. En büyük sebebiydi terk edilme korkusu.

Ben terk edilmekten korkarak yaşadığım için yalnızlığım terk etti beni. Öyle bir terk etti ki, günümü 30 saat zanneden insanlar olabilir. Öyle bir terk etti ki, en son ne zaman ağladığımı hatırlamıyorum. Kırıldığım şeyler oluyor, ağlayamıyorum. Belki gören duyan olur, gururumla oynar da daha çok kırılır ağlarım diye, ağlayamıyorum. Terk edildikten sonra kurudu gözlerim, bu yüzden mi miyop derecem yükseliyor acaba? Öyle güzel terk edildim ki, insanlar özgürlüğümü vururlar yüzüme. Benim özgür olduğumu hatırlatıyorlar bana. Ben daha anlatamadan, açık sözlü olmalarına dayanıp övünerek, çoğunun yalan olduğunu anladığım sözlerle onlarca akıl verirler. Terk edilmekten korkarak kurduğum, sahte samimiyetler vurdu kıyıma. Su çekildi ve sahte samimiyetimin altından birden çıkıverdi nefretim. Belli etmemeye çalıştım nefretimi. Ben bari kırmayayım, onlar beni kandırıyorsa ben de kandırırım dedim.

Öyle olmuyor işte. Yalanını bildiğim insanlara yalan söylememin mübah olacağı kanaatindeyim aylardır. Yalana yalanla karşılık verilmiyor. Bu parayla para satın almaya benziyor. Sürekli bir kısır döngü halinde alışveriş oluyor. Birde yeni tanışılmış yalancılar. Henüz söylemeye fırsatları olmamış, dürüstlük naraları atıyorlar. Bir insanın hayatı, bir ailenin saadeti söz konusu olmayınca söylenmeye gelmiyor yalan. Bırakmıyor peşinizi. Yalan ve asalaklık ve ego. Bunların batağına düşünce çıkamıyor insan. Alışıyor bunlara. Bunları daha önce kısmen tecrübe etmeme rağmen, son zamanlar yalan dolandı dilime. Duam odur ki erken fark etmişimdir. Tek tesellim bunu fark etmiş olmam.

Asalak davrandığım en son dönemin zararı çıkmıyor hiç aklımdan. Çok iticiydim sanırım. Egomdan burnumu indirmediğim dönemlerde aklımda. Hatta hayatımın en çok zarara uğradığı dönemdi o dönem. Şimdi etrafımda ki asalaklara ve egoistlere bakınca çok kızarım kendime. Ama sanırım bir dönem yalancı, asalak ve egoist olmadan, insanın insan olacağı karakteri oturmuyor.

Kitap okumaya tam manasıyla alıştığım dönemlerde, hayatımda ilk defa bir kitabı baştan sona okumanın hazzını yaşayarak, sosyal medyada, çevremde, televizyonda, gazetelerde, dergilerde gördüğüm birçok insana salak gözüyle bakardım. O ilk kitaptan çıkardığım üç beş tespit ile yön verirdim hayatıma ve insanları tam bir aptal gibi düşünerek, her meseleyi o tespitlere bağlayarak vicdan ve duyar rahatlaması yaşardım. O baştan sona okunan ilk on kitap yetiyordu beni egoist yapmaya. Sonra sokaklarla tekrar tanıştım. İşçilerle, ustalarla, çıraklarla tanıştım. Bugünde aç kalmadık diyen insanlarla tanıştım. İlk on kitaptan sonra ikinci bir okur seviyesi başladı. Tüm insanlara bedava bir kitap gözüyle bakmaya başladım ki bu fikrim hala geçerlidir. Her insan aynı şeyleri okumak zorunda değil, aynı saygıyı göstermek zorunda değil, aynı düşüncede olmak zorunda değil. Kısacası insanlar artık salak değildi benim için. Böyle bakmaya başladıkça, her insandan öğrendiğim sayısız şeyler oldu. O dönem ki benliğimde umarım bana ait olan o egoist kitabı kimse okumamıştır. Okuduysa da umarım aklında kalmamıştır. Yarın bir gün o dönemden bir insan, bugün karşıma çıkıp, egomu anarcasına bana baksa, inanın ne yaparım hiç bilemiyorum. Başka bir canlıdan çıkarlarım uğruna yaptığım asalaklıkların yazılı olduğu o kitap… Kırdığım, kullandığım, kandırdığım insanlar var. Umarım bu medikal olarak normaldir. Aksi halde kendimden nefret etmek için çok fazla sebebim var.

Bunları bile bile gereksiz yalan söyleyenlere bende yalan söyledim. Boşa mı tecrübe etmiştim bunları. Boşa mı yaşamıştım o dönemleri, boşa mı okumuştum onlarca kitabı… Ne içindi tüm bunlar? Gereksiz yalanlara misilleme yapmak mı? Yok kesinlikle bu sefer bir ego veya asalaklık yok. İnsanları kırmaktan korktum, kırdığım için terk edilmekten korktum, en son yalnızlığım terk etti beni ve kendimi hala bu yalanları duymaya ve inanmış gibi davranmaya mahkum ettim. Buna alışmadan kurtarmalıydım kendimi ve öylede yaptım. Son kez bir yalanla, son kez bir… Kimseyi kırmamış olmak en büyük ümidim.

Şimdi insanlara bakışım hala bedava kitap oldukları yönde ve aynı zamanda ilaç oldukları yönde. İnsanları ilaç olarak düşünüyorum, mide ağrısı için üretilen bir ilaç, böbrek hastasına zarar verebiliyorsa, benim için iyi olan bir insan da başka insanlar için kötü bir insan olabilir diyorum ben. Ya da tam tersi. Ancak bir insan hakkında genel olarak bir kötü imajı varsa, bu insan ya yalancıdır ya asalak ya da egoist. Tek bir vücutta hepsi birden veya iki tanesi veya tek bir tanesi de olabilir. Laf taşıyan veya yalakalık yapan veya iki yüzlü olan insanlarda hep bunlar var. Bunlara da kısmen insaflı davranarak, belki sadece bana böyledirler diyerek kötü damgası vuramıyorum. İlaç olduklarını düşünerek çoğu zaman sabrediyorum.

Tekrar o yalancı, egoist veya asalak günlerime dönmemeliyim. Hayatımın geçtiği bu dar köprüde, cambazlık yapmaktansa, sakince ve dik bir şekilde yürümeliyim. İnsanların da böyle dönemleri var ve belki de ben bu dönemlerine denk gelmiş olabilirim diyerek, gereksizlere tahammül etmemeliyim. Gereksiz bir yalan duyacaksam kulaklarımı kapamalıyım. Gereksiz şekilde bana yardım yapılıyorsa reddetmeliyim. Gereksizce eziliyorsam, boynumu bükmemeliyim. Yoksa bunlara alışacağım, ya bir gün insanlar bana kötü yüzlerini gösterecek ya da ben onlara.

İkinci okur seviyesinden sonra ki seviyede, insanları kendi çapında düzeltme merakım başladı. Özellikle kitap paylaşımları ile. Geçtiğimiz günlerde bir insan hakkında, düzelmesi için elimden geleni yaptığımı ustama anlatınca bana karşı çıktı. Gereksiz şeyleri sevmeyen ben, insanlar benden yardım talep etmedikçe, düzelmelerini istemedikçe, bu hallerini sevdikçe, ben gereksizce onları düzeltme çabasına gittim. Onlara iyilik yaptığımı zannetmiştim ve bunu anlatırken de övündüğüm zamanlar oldu. Altında egom mu yatıyor şimdilik bilmiyorum. Gereksiz şekilde bana çay ısmarlanmasına karşı isem eğer benimde insanlara karşı öyle davranmam gerekli. Kimsenin yalanından, üçkağıdından, kötülüğünden, hastalığından, egosundan, asalaklığından veya zayıflığından sorumlu değilim. Her insan kendi hayatında amatör bir sosyal psikolog. Herkesin kendi doğruları, kendi okudukları, kendi yaşamışlıkları var. Bunları değiştirmek, hele ki dışarıdan haddi olmayan bir insanın müdahalesi ile değiştirmek mümkün değil. Bu meraktan da vaz geçmeliyim.

Yalnızlığım benim ütopyam ve ben ona muhtacım, o bana muhtaç. Yalnızlığımda bir usta var, bir çırak, bir öğrenci, bir öğretmen, bir hasta, bir doktor, bir mühendis, bir avukat, bir kadın, bir erkek, bir insan var. Beni tam manasıyla yalnızca o dinler. En güzel aklı o verir. Hislerimi, çığlıklarımı, ağlamalarımı en güzel o duyar. Yanaklarımdan süzülen, göz yaşımı en güzel o siler. İnsanlar elbette olmalı, ancak bir kitap ve ilaç olarak olmalı. Yalnızlığımın beni terk etmesine sebep olamamalılar.


22 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör