Uyusukluk Bagımlılıgı

Bundan birkaç yıl önce, bulunduğum ilçenin meydanında dört arkadaş ayakta dikilerek bir plan yapmaya çalışıyorduk. Onlarla aslında baya bir uçurum vardı. Onlar sürekli playstation, okey, batak, parkta cips kola taraftarıydılar. Ben bu fikirleri severdim de her gün de sevilmiyordu. Arkadaşlarımdan ikisi Trabzonlu, diğeri Mardinli. Bu kare kurulunca çok enteresan bir şekilde, kültür karmaşası yaşamadan, gün içinde dört mevsim yaşayan şehir gibi, ortada elle tutulur bir mesele olmaksızın, sürekli biri diğeriyle küser, barışır, tirip atar, kaçar, kovalar… Ben ne yazık ki böyle oyunlara pek gelemem. Biz o gün ne yapacağımızın planını yaparken, birbirimize laf sokmalar ile beraber sigaralarımızı da yaktık. Aradan çok geçmedi, yanımıza pala bıyıklı, pala kaşlı, gözleri çukura gömülmüş, orta boylu, elli yaşlarında bir amca geldi. Bir elini benim omuzuma, diğer elini arkadaşımın omuzuna koydu ve şöyle söyledi;

-Gençler sakın bırakmayın bu sigarayı. Bakın 30 yıldır içmiyorum çok pişmanım. Keşke bırakmasaydım. Sakın bırakmayın olur mu? Çok faydalı bir zıkkım bu. İçin için..

Biz tabii baya şaşırdık. Hepimiz birbirimize bakıyoruz filan lazlardan birisi dayanamadı. Sigarasından bir fırt daha çekti. Başını havaya kaldırıp dumanını üfledikten sonra, o ironik amcaya şunu söyledi.

-Dayı o zaman kaşlardan bir tutam ver de sarıp içelim.

Bu aylarca bizim sloganımız oldu. Çok yerde anlatmışımdır bu anımı. Gülmekten karnımıza ağrıların girdiği anlardan bir tanesiydi. Ben sonradan öğrendim ki bu adam bir siyasi partinin ilçe başkanıymış. Makamı mühim değil, ancak bu makam ile (söylentiler doğruysa) birkaç kötü şeyler yapmış. Ben bu adamdan o sözleri duyunca bırakmayı bir denedim ancak adam hakkında ki o kötü şeyleri duyunca bırakmadım. Ben sigara bağımlısıydım ancak insanların çok daha zararlı bağımlılıkları vardı ve ben, o amca gibi kötü alışkanlıklarını ironik de olsa yüzlerine vuramıyordum. Çünkü bende tam olarak o bağımlılıkları bilmiyor ve telaffuz edemiyordum. İnsanlar sanki kaostan besleniyorlar ve bağımlısı olmuşlar. Etraflarında bir komplo ile Bizans Oyunları olmayınca kendileri üretiyorlar. Kaos bağımlıları. Bir de bunların Ben Kaos Merkezcileri var. Ufak bir çatışma anında kendini ortaya atıp, sanki ondan mücadele veya bedel istenmiş gibi kendi çapında kıvranır, en son ağzını yüzünü eğer; Ben bu mücadeleyi verdim, bu bedeli ödedim der minnet bekler. Bu ruh hastaları, hem kaos bağımlısı hem de kendi üzerinden dönen oyunların bağımlısı. Adam rahat edemiyor. Hiç derdiniz tasanız olmasın, sabah uyandığınız andan, bu bağımlılarla karşılaşana kadar ki geçen süre, sizin en fayda sağlayabileceğiniz süre. Çünkü bu insanlarla karşılaştıktan sonra sen eski sen olamayacaksın. Kitap filan okumak isterseniz bu saatler çok uygun veya şiir dinlemek için. Okuduğum ve bildiğim kadarıyla bunlar psikolojik olarak insanlarda hastalık haline gelmiş. Yukarıda anlattığım olayların literatürde belki başka isimlendirmeleri vardır ancak bunlar benim düşüncelerim. Ben böyle isimlendiriyorum. Şimdi benim sorunum şu; benim içtiğim sigaradan dolayı insanlar en fazla kokularından rahatsız olur, bunu da rahatsız olmayanların yanında içmeyerek halledebilirim. Bu diğer bağımlıları ne yapacağız?

Fırında tezgahtarlık yaptığım dönemde bir gün yaşı biraz ilerlemiş, gençlerin yaşlılarından bir adam geldi. Ekmek istedi. Doğal olarak verdim ekmeğini. Adam o kadar insanın içinde birden; “Bu ekmeklerde domuz yağı varmış, sizde koyuyor musunuz?” diye sordu. Emin olun kendinden başka müşteri olmasa sormazdı bunu. “Abi ne alakası var? Domuz yağının ekmekte ne işi var. Anam babam ekmek. Un, tuz, maya, su var içinde. Domuz yağı ne işe yarasın ekmekte?” diye karşılık verdim. Adam üşenmeden çıkardı telefonu, bir resim açtı, üst tarafta bir ekmek resmi, alt tarafında da siyah plan üzerine yazılmış, yarı kelimeleri sarı, yarı kelimeleri beyaz bir cümle yazıyor; Ekmeğe de giren Domuz Yağı.

Bu adamda sosyal medya ve duyduğuna inanma bağımlısı. Ben izah etmeye çalıştıkça birde sinirleniyor sesini yükseltiyor, diğer müşteriler de bizi izliyor aval aval. Bu adamda bir bağımlı benim gözümde. Hitler’in yaverinin şöyle bir sözünü okudum; Büyük kitlelere yön vermek istiyorsanız, büyük ama çok büyük, sınır tanımadan yalanlar söyleyin. Böylelikle duyanların haliyle de inananların sayısı artacaktır.

Herhangi bir medya kanalı ile bunları sanki bilerek lanse ettiklerini düşünmekteyim. Düşünün son dönemlerde ki maske videolarını, kaynar su ile dolu bir kabın üzerine maske geçirip, güya maskenin içerisinde ki nano robotu gözlemliyorlar ki bunu da ekranı kırık bir telefon kamerası ile. Ulan laboratuvarda ki mikroskop göremedi, sen nasıl gördün? Milyonlarca kişi paylaştı bunu. Bunlarda bağımlı. Düşünün ki gerçekten o robotlar maskelere yerleştirilmiş ve DNA’mıza yerleşecek olsun. Böylesi bir robotun veya çipin veya adı her neyse, maliyeti ne kadardır? Şu anda Türkiye’de bir maskenin fiyatı 50 kuruş. Herhalde içine yerleştirilen o robot, bundan kat ve kat daha fazladır. Adam senin DNA’nı bozmak istese böyle maliyetle mi yapar? Sana burger satar, kola satar, cips satar, hem kazanır hem seni bozar. Bunu da onlarca yıldır yapıyorsun zaten. Paylaşanlara, böyle şaşkınlıkla izleyenlere ne demeli peki? Yani ülkenin bakanı çıkacak, ‘Cemaat bakın bunu takın, yanar gidersiniz kurtaran olmaz’ diye bağırıyor tınlamıyor adam, hiç tanımadığı bilmediği bir adam maske videosu çekmiş onun peşine gidiyor. Videonun çekildiği ortamda herhangi bir deney bulgusu yok. Yani bunu ispat edeceksen, en azından, hiç yapamıyorsan robotsuz bir maskenin de onla beraber videosunu çek. Bu maskeler yıllardan beri de böyle üretiliyorsa bizim sağlıkçıların çoktan zombi olması gerekirdi. Bir bağımlı bir taş atıyor dereye, milyonlarcası peşinden gidiyor. Bunların birde iyi niyetlileri var. Sabahtan akşama kadar şarj ve internet verilsin, yemek ve tuvalet molaları hariç, yataktan çıkmayacağına kefilim. Bunlarda iyi niyetli bağımlı. Hani bir zararı yok kimseye, zararı kendisine.

Ben bu bağımlı insanlara ortak bir isim vererek şunu söylüyorum: Uyuşukluk bağımlılığı. Uyuşuk davranmak, üşengeçlik, yatakta hayat geçirmek o kadar hoşumuza gidiyor ki, baya bir süre geçip sıkıldıktan sonra şikayetçi olmaya başlıyoruz. “Bu uyuşukluğu atmam lazım. Evet. Hemen bir spora yazılayım.” Diyerek plan yaparsınız ki akşam bir bakmışsınız yalnızca keşfette baş parmak antrenmanı yapıyorsunuz. Bunların farkında olanlar da var tabii. Bunlarda da şöyle bir sorun var: Çözüm arıyorlar bu uyuşukluklarına fakat cetvel gibi tarif istiyor. Hamur tarifi ister gibi bundan kurtulmanın tarifini istiyor. Bunu en güzel fırsata çeviren, psikolog görünümlü kişisel gelişimciler oluyor. Sen aslansın, kaplansın, bırak onlar kaybetti seni… Woooow nasıl da destek oluyor. Ya da böyle danışanına program hazırlar. Şu saatte kahvaltı şu saatte kitap… İnsanları bir kalıbın içerisine sokmaya çalışıyorlar. İnsanlar kendilerine biçilen bu kalıptan çıktıkları anda ise depresif veya manik bir yapıya bürünüyor. Bu kişisel gelişimciler insanları lakayitliğe, hatayı sürekli karşı tarafta aramaya ve egoya sürükledi. Bu insanlara yapılan programlar ve kalıplar insanları kültürel robot haline soktu. Böyle bir bağımlılığınız varsa ve kurtulmak istiyorsanız, durumunuz ileri bir boyutta ise profesyonel bir psikoloğa başvurun ancak sıradansanız ben size koşulları söyleyim.

1)Kendin olmak,

2)Her şeyi sorgulamak (en başta kendini)

3)Nefes almak.

Son şartı yerine getiremezseniz, üzgünüm dostlar artık çok geç. Yaşamı kastetmiyorum. İnsanın nefes alması sevdikleriyle beraber olmasıdır. Sevdiklerinize sahip çıkın ve mümkünse karşılıksız sevin. Nuri Pakdil olması lazım şöyle demişti: Yarınlar geç kalınmakla meşhurdur. Sevdiklerinizin yüreğinden tutun. Sizi motive eden dostlarınızla görüşün sık sık. Bunun da dozunu kaçırıp insanlara bağımlı hale gelmeyin. Birkaç nadir şey dışında bağımlılıkların çoğu çok vasat hale sürükler insanı. Hayattan zevk almasını bilin. Çevrenizdeki insanların size batması da uyuşturur. Fakat bu çok mühim değil. Size batan insanlar illa ki çevrenizden, yakınınızdan olacak. Sokakta tanımadığınız hiç kimse gözünüze batmaz. Mutlaka birileri batacak, birileri can sıkacak. Eşeğin istemediği ot burnunun dibinde bitermiş diyerek dövünmektense, siz siz olun, kötü insanların gözüne batarsınız zaten. Olması gereken de budur. Dağa tırmanmaya niyet edip, yol yokuş diye geri dönüyoruz. Ne kadar mantıklı? Uyuşukluk bağımlılığından kurtulmanın sırası geldi artık. Şimdi nefes alma vakti. Hemen bir derin nefes alın ve işiniz her neyse ona odaklanın. Sağlık ve selamaetle…


26 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör