Pedagog Adem Günes’in Güvenli Baglanma Kitabından Alıntılar Bölüm 1

Her ebeveyn ancak kendi çocukluğunun özgürlüğü kadar ebeveyndir. Zira her insanın özü kendi çocukluğudur. Bu özün kıvamı çocukluk yıllarında “güvenli bağlanma” ile oluşur. KİM ANNESİ İLE GÜVENLİ BAĞLANABİLMİŞSE, YAŞAMA GÜVENLİ BAĞLANABİLİR.

Bağlanabilme

Bağlanma en basit hâliyle “ Çocuğun, güven içinde kendini bir duygusal yakına bırakabilmesidir”. Burada “bırakabilme” hâli, bağlanmayı anlatan en belirgin özelliktir. Zira ancak kendini bırakabilenler bağlanabilirler.


Çocuklar doğumdan itibaren iki yaşın sonuna kadar anne ile bağlanma dönemindedirler. Çocuk ilk iki yıl annesine ne kadar kolay erişir ve kendisini ne kadar onun yakınında hissederse ikinci yılın sonunda o kadar sağlıklı bir “ayrılma” dönemine girer. Bebeğin kendisine bağlanma döneminde anne de çocuğuna bağlanmalıdır. Bağlanma bu şekilde çift yönlü gerçekleşmezse iki yılın sonunda çocuğun anneden ayrılması zor olur. Çocuk bağlanmakla elde edeceği güveni henüz tamamlayamadığı için annesinden kopamaz, bir BAĞIMLILIK ilişkisi belirmeye başlar. Çocuk annesinden ruhsal doyum elde edemediği kadar ona bağımlı olur.


Çocuk annesi ile bağını kurabildiği kadar kendini emniyette hisseder. Bağ zayıflığı bulunan çocuklar gece düşleri görür, uykuda boşluğa düştüğünü zanneder ve irkilerek uyanır. O anda hiçbir şey bebeği teselli edemez, susmadan dakikalarca ağlar. Bazı durumlarda ise bebek kendisine yeterince bağlanamayan annesine tepki gösterir, küser ve emmeyi reddeder. Garip bir duygusallıkla başını yan tarafa çevirir, annesinin göğsünü tutmaz. Bu ‘bağlanmayı reddetmedir’ ve tam bir çocukluk dramıdır.


Bağlanma her ne kadar çocuklukta elde edilen bir “duygusal yetenek” ise de bunun kullanıldığı yer yetişkinlik dönemidir. Çocukluk döneminde güvenli bağlanma yaşayamamış yetişkinler; bir sıcacık mesajdan, tatlı bir tebessümden, küçük samimi bir jestten derinlemesine etkilenirler. Kendisine ‘değerlilik’ hissi verenlere bağımlılık derecesinde yakınlık duymaya başlarlar. Bu tarz insanların aslında karşı koyamadıkları duygu kendisine bağlanan kişiden elde ettiği ‘değer’ hissidir. Zira bağlanma bir değer arayışı çabasıdır ve ancak bağlanılmış kişi kendini değerli hisseder.


Değer arayışı içindeki bireyler sadece kişilere değil eşyalara ve olaylara karşı da aynı bağımlılık riskini taşır. Kalemiyle duygusal bağ kurabilir, elindeki çakıl taşını değerli kabul edip onunla teselli olabilir. Bağlanamamış yetişkinler arabalarına tutkundurlar, paralarını çok sever, evde bir eşya kırıldığında, bozulduğunda fazlaca üzülürler. Maddi varlıklardan kendilerine güven toplar, onlardan ayrıldıklarında ise kaygılanırlar. Bundan dolayı para biriktirmeyi çok sever, harcamaktansa kaçınırlar.


Çocukluk döneminde ruhsal doyumlara erişememiş benlik kendini “eksik” hisseder. Kişiye ihtiyacından fazla sevgi verilmiş olsa bile yetersiz kalır. Çünkü aranan sevgi ve değer bugüne ait değil; geçmiş yıllardan eksik kalanlardır. Ruhsal doyuma erişmenin temel şartı ‘çocukluk yıllarında’ bir duygusal yakına güvenle bağlanmaktır.


( Adem Güneş - Güvenli Bağlanma 2014)


Devamı gelecek...


19 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör