Hayat'ımın İktidarı?

“Bu benim hayatım!” dediğiniz kaç hayatınız var? Mesela okul hayatınız; size mi ait yoksa ailenize, hocalarınıza veya çevrenizdekilere mi? Mesela iş hayatınız; patronunuza mı ait, size mi? Belki şu an size ait olan tek hayatınız; hayal dünyanız. Ona da siz sahip çıkmıyorsunuz.

Elinizde bir defter olduğunu düşünün, bu sizin hayatınız. Ve her sayfa hayat alt fonksiyonu -iş hayatı, okul hayatı, aşk hayatı vb.- için bir sayfanız var. Bu defter size ait ancak sizden daha fazla yazıp, çizen ve karalayanlar var. Bu defterin iktidarı siz değilsiniz. Elbette ki çevrenizin etkisi olacak bu deftere ancak asıl yazarın siz olması lazım. Alacağınız kararlar, okuyacağınız okul, çalışacağınız meslek sizin kaleminizden çıkmış olmalı. Bir ağaca tırmanırken ayaklarınızdan birisini sağlam olduğunu düşündüğünüz bir dala bastıktan sonra diğer ayağınızla bir tırmanış hamlesi yaparsınız. Siz eğer ki başkasının kalemlerinden çıkan dala basıp hamle yapmaya kalkarsanız çıkmanızla inmeniz bir olabilir. Bunu okurken belki öyle olmadığını yanıldığımı düşünebilirsiniz fakat gün içerisinde basit bir alışveriş sırasında bile etrafımızdakilere duyurarak ve sanki onların fikirlerini çok önemsediğimizi belli ederek kararı onlara bırakmaya tercih ederiz. Bunun çeşitli sosyopsikolojik sebepleri vardır, benim gördüğüm en büyük sebep; kararlarımızı başkasına aldırarak veya söyleterek hata yapmamız halinde suçu yükleyecek birisini arıyoruz. Bunu iletişimin ilk safhalarında yapıp, daha sonra çevremizdekiler bizim adımıza planlar yapınca zorumuza gidiyor. Bunun için alacağınız yeni kararlarda saygı beklememiz çokta mantıklı olmuyor.

Benim nazarımda şu anda Avrupa veya ABD’de ki öğrenciler, bizim öğrencilerimizden daha başarılı ise bunun sebeplerinden birisi, kararlılık seviyelerinin yüksek olması. Tabii burada çocuk gelişimin ve eğitim metotlarının büyük önemi var. Ben bir eğitimci sayılmam. Sıradan bir bakış açısı ile kendi gözlemlediklerimi aktarıyorum yalnızca.

Hayal dünyamıza gelince. Özellikle basit kişisel gelişim kitaplarında büyük hayaller kurmamız söylenir ve isteyince yapamayacağın şey yoktur diyerek bize güya bir motto sağlar. Kesinlikle katılmıyorum! Niye?

Birincisi şans ve kader denilen faktörler de var bu hayatın sayfalarında. İkincisi çok uzak hayaller kurup da depresifliğe kendimizi atmanın manası yok. Gerçekçi hayaller ile daha datlı bir dünyaya adımlar atabiliriz. Hayal dünyamızda sınır yok evet ancak sinirlerimiz sınırsız değil. Kendi sınırlarımızı, kabiliyetlerimizi ve durumumuzu bilip buna göre hayal kurup, buna göre adım atmalıyız. Aksi takdirde kimseyi suçlamamızın, kaybedenin onlar olduğunu ve lakayit bir şekilde kendimizi sorgulamadan ağlayıp sızlanmanın bir mantığı yok.

Buna örnek olarak düşünün ki bu pandemi günlerinde, maske takmıyorsunuz, kişisel temizliğine yeteri kadar önem vermiyorsunuz ve kalabalık ortamlara sık sık girip çıkıyorsunuz. Enfekte olduktan sonra, bunu sizin gibi dikkatsiz diğer insanlara mal etmeye kalkmanız ne kadar doğrudur ki? Siz bütün hayatınızı insanlara sunup, karar merci olarak onları görüp, kendiniz için çok uzak hayallere dalarsanız üzülmemeniz, kaybetmemeniz ve aldanmamanız için hiçbir sebep yok demektir.

İsmet Özel bu ve bunun gibi durumlar için; “Sana karşı bir duvar ördüysem, tuğlasını senden almışımdır.” diyor. Bunun tersi de mümkündür tabii. Demem o ki; hayatınızda bir karar alıyorsanız mümkün mertebe kendi ağacınızı kendiniz çizin. Kendi defterinizi, kendi haritanızı kendiniz çizin. En azından yanlışta olsa buna sahip çıkıp ya tecrübe edinirsiniz ya da çevrenize “Bu adam kendi hayatının iktidarı…” dedirtirsiniz. Girdiğiniz ortamlarda isminizle anılırsınız. Bir görüşme sırasında sizi tanırlarken “Falanın elemanı, falanın eşi, falan makamın sahibi….” Gibi tanımlar yerine size ait olan isminizle veya varsa kabul ettiğiniz mahlasınız, mahlasınızla tanınırsınız.

Burada ki anlatmak istediğim olayı yanlış anlamaya sebebiyet vermemek için şunu da izah etmem lazım: Çocuklar veya birçok genç belli bir milada kadar girdikleri her ortama ailesini temsilen girer. Okulda, iş yerinde veya diğer büyüklerinin yanında kendi adıyla değil anne-babasını adıyla bulunur. Bunun içindir “Annen baban çok güzel çocuk yetiştirmiş.” Veya “Sana değil seni yetiştiren anne babaya kızmak lazım.” Gibi sözler o milada kadar çokça duyulabilir. Yukarıda ki yazılanlardan “Ben kimseyi dinlemem, kendi kararımı kendim alırım.” diyerek tamamen çevreyi elimize edemeyiz. Edemediğimiz gibi bunun sonuçlarını da kaldırmakta güçlük çekebileceğimiz şekilde olabilir.

Peki o milat nedir? O milat ancak bize bağlıdır. Ne zaman ki kendimize ait bir düşünce, bir ürün veya bir iz ortaya çıkarırsak ancak o zaman o milat gelmiş demektir.

Şimdi bugün aktif olduğunuz hayatları defterinize not alın ve karşılarına o hayatı yönlendirenleri not edin. Buna üşenmeyin çünkü nizami bir düzen oluşturabilirseniz, kısa bir sürede en azından kararlılığınız yükselmiş olacak. Bunlar naçizane benim gördüklerim ve tavsiyelerim . Umarım faydalı olur. Sağlık ve selametle.


Dipnot: Tavsiye, eleştiri ve yorumlarınızı nezaket içerisinde bildirebilirsiniz.


11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör