Ha Farklı Bakıyorsan Tamam Ya!

Son zamanlarda gerek tartışma programlarında, gerek normal insanların hayatında ki tartışmalarda, bazı kendini zeki zanneden insanlardan hem karşısında ki kişiyi, hem olayı hem de dinleyen kişileri manipüle etmek için söylenilen bir söz duyuyorum; “Ben bu olaya farklı bakıyorum”. Bu sözcüklerden ve özellikle farklı sözcüğünden nefret etmek üzereyim artık. Dostlarım başlıktan da anlaşılacağı üzere her farklı bakış açısı veya bakışın kendisi doğrudur veya sağlıklıdır diye bir kaide yok!

Birkaç örnekle bunu size anlatmak istiyorum. Carl Edward Sagan’ı duymuşsunuzdur. Contact (Mesaj) adlı film 1997 yapımı, çoğu insanın ayıla bayıla izlediği ve izleyenlerin çoğunun ufkunu genişleten bir film. Bu film Carl Sagan’ın yaktığı ateşin etrafında çekildi. Carl Sagan Yahudi kökenli, Amerikalı bir Gökbilimci ve Astrobiyolojinin öncülerinden birisidir. Bu adam zamanında gerek Nasa ile gerek diğer bilim kuruluşları ile zamanın ötesinde çalışmalarda bulundu. Bahsettiğim filmin kitabı da mevcut ki yazarı Carl Sagan’dır, bu kitapta da diğer yazdığı kitaplarda da, bu evrende bizim dışımızda olur da başka yaşamlar, hayatlar, canlılar vardır diyerek onlar için bir mesajın hazırlanmasını sağladı. 60 farklı dilde (bunlardan bir tanesi balina dilidir) bir mesaj hazırladı. Bu mesajın yanı sıra bir levhanın üzerine son derece basit bir şekilde, bir kadın ve bir erkek resmi koyuldu. Bir tane de plağın içerisine dünyada en çok beğenilen müziklerden karışık müzikler koyuldu. Mesajın altında o dönemim ABD başkanı Jimmy Carter yazılıydı.

Voyager adlı bir uzay aracı bu mesajı kozmosa taşımalıydı. 1 milyar yıl sonra bile hayatta olacağı tahmin edilerek, eğer başka bir medeniyet bu araca rastlarsa diyerek gönderildi bu mesaj. Bu mesaj ile biz dünyalıların tanıtımı yapılmaya çalışılmıştı. Seslerimiz, bilimimiz, görüntülerimiz, müziğimiz, düşüncelerimiz ve hislerimizin bir fragmanı gönderildi kozmosa. Ne denli farklı bakış açılarına maruz kaldığımız anlatabilmek için ufak tefek detaylar vermek zorunda hissettim kendimi. Bu mesaj hazırlanıp belli yerlerde tartışılmaya başlandıktan sonra, farklı bakış ile bilim dünyasını şenlendiren iki görüş geldi. Birçok görüş var fakat benim gözüme en çarpıcı gelenleri söyleyeceğim. Nitekim bu bakış açılı insanlar şu an ülkemizde bir hayli fazlalar.

Son derece basit şekilde çizilen, bir kadın ve bir erkek figürüne şu şekilde muhalifler çıktı;

-Resimde ki insan çıplak ve biz uzaya müstehcen görsel taşımak istemiyoruz.

-Resimde ki erkeğin bir eli kalkık ve boynu kadınınkine göre daha dik, uzaylı dostlarımıza bu dünyada kadının daha alçakta olduğu mesajı verilmemeli.

Carl Sagan baya şaşırmış olmalı ki, bu sözlere hiç aldırış etmemiş fakat kitabında bahsini de geçirmiş. 1. Farklı olan bakışa bir mantık uydurulsa ne denilirdi ki? Uzaylılar resimlerden tahrik mi olacak? Veya diğer bakışa göre, uzaylılar kadının daha aşağılık olduğunu düşünüp, dünyaya saldırmak isteseler önce kadınları mı yok edecekler? Gerçekten bir mantık bulmakta güçlük çekiyor insan fakat bu düşünceleri ileri süren insanlarla yüz yüze gelsek öyle güzel manipüle ederek izah edecekler ki, bir anda hak verir hale geleceğiz.

Ülkemizden de bir örnek verelim; analar asker doğurur ama skorsky helikopter doğuramaz! Ben bu sözü babam yaşında bir insandan duydum. Askerliği döneminde yaşadığını iddia etti bu olayı. 2 asker güneydoğuda ki bir çatışma esnasında köşeye sıkışırlar ve birisi yaralanır. Yaralı askerin yanında ki asker telsizden helikopter ve yardım talebinde bulunur. Telsizin diğer tarafında ki komutan ise arazi müsait olmasına rağmen helikopteri göndermez ve telsizden şu sözleri söyler; analar asker doğurur ama skorsky helikopter doğuramaz! Yaralı askerin yanında ki asker bu sefer komutanı tehdit eder, “helikopteri göndermezsen eğer döndüğümde ilk önce seni vuracağım” der. Ve finalde komutan helikopteri gönderir. Bu artık son derece klişe haline gelmiş askerlik anılarından oldu. Şimdi son yıllarda çok duyulmuyor fakat öncesinde çokça duyulan hikayelerdendi. Bu hikayenin doğruluğuna ihtimal vermiyorum, niye? 1990’dan önce doğup, askerliğini doğu bölgelerde yapan insanlar bilirler bu hikayeyi. Falan komutan böyle söylemiş diye dolanır bu söz. 1990 dedim çünkü günümüzde artık eskisi gibi bir gayrinizami harp yöntemleri uygulanmıyor. Yani eskiden o dağlık bölgede arama taramayla, onlarca askerle üç-beş teröristin peşine gidiliyordu. Ancak günümüzde İHA-SİHA imkanları var. Bu aletlerde termal kameralar da var, gece görüş kameraları da var, her şey var. Asker kışladan çıkmadan tespit edebiliyor yabancı olan her şeyi. İcabında imha da edebiliyorlar. Ancak eskiden bu imkanlar yoktu. Her yere askerin ayağı basmalıydı ki orası güvenli bölge olsun. Gelelim hikayenin yanlış bakışına. Doğu bölgelerde askerliğini yapmış olanlar bilirler ki gayrinizami harpte zeka, bilinç ve dikkat her şeyin ilerisindedir. Terörist sınırlı bir bölgenin içerisinde iki asker görüp ikisini de öldürme imkanı varsa, ilk atışında sadece birisini yaralamayı hedefler. Çünkü birisini yaraladığında diğeri mutlaka yardım talebinde bulunacaktır. Bir kurtarma ekibi gelmeli, ne gelir? Gelse gelse ya bir araç, ya da bir helikopter. Dağın başıysa zaten orda eşek yolundan başka bir yol olmaz, sadece helikopter gelebilir. Eski dönemlerde bizim uçaksavarların biraz büyüğü doçkaları vardı bunların, bu taktik ile bir polis özel harekat timinin helikopterini indirdiler, ekibin tamamı öldü, bu taktikle patladı mayında patlayanlar. Yoksa adam kendinin de geçtiği yola mayını döşeyip işini akışa bırakmıyor. Geçecek olanı yardıma zorlayıp, geçmeden hemen önce anlık olarak döşüyor. Erdal Sarızeybek de Aktütün baskınını anlatırken buraya değinir. Şimdi bu hikayeye güya farklı bakanlar askeriyede helikopter göndermeyen insanların yarısını hain zannediyorlar. Bazı görevler biliyorum, asker grubu köşeye sıkışmış, kafalarını çıkaramıyorlar, suları bitmiş susuzluktan ağızlarına çakıl taşları atıp tükürükle susuzluğa dayandılar iki gün boyunca. Helikopter gelir kumanya atar ne olacak ki? Gidemiyor çünkü biliyor ki o bölgede ölenlerin çoğunluğu bu tarz tuzaklardan ya da dikkatsizliklerden öldüler. O bölgeyi görmemiş, orada görev yapmamış, o tehlikeyi yaşamamış insanlar için böyle farklı bakış açıları kolay geliyor.

“Ben bu olaya farklı bakıyorum….” Diyerek söze girip de, zaman kazanmak çok kolay. Bu farklılığın doğruluğuna inanıyorsa insan zaten direk onun izahıyla başlıyor söze. Farklı bakmaya çalışmadan önce, saf, sade ve taze bir bakışla olaylara bakmak daha sağlıklı olacaktır. Gerek duyulursa farklılıklar incelenir ancak gerek ülkenin gündemi, gerek kurumların, gerekse bireylerin gündemi bu saçma farklı bakış açılarına maruz kaldığı için yalanımız dolanımız hiç eksik kalmıyor. Ne olursa olsun dostlarım, bir olay salt olarak ele alınıp, gerekli mantıksal sınamalar çerçevesinde incelendikten sonra bir pürüz bulunursa farklı bakış açılarına gidilmeli. Aksi taktirde insanın öncelik sırası karışıyor, kurumların politikası hiç olmayacak yöne eğriliyor, ülkenin ekonomisi bataklığa saplanıyor. Bu yazıya en güzel örnek aslında ülke ekonomisi olmalıydı ancak daha önceki yazılarımdan sanırım bir şikayet olmuş hakkımda, o yüzden günümüz siyasetinden biraz uzak örnekler vermek istedim. Benim seçtiğim meselelerin izahı için zaten milyonlarca örnek de üretilebilir, lüzumu yok diye düşündüm.

Demem o ki dostlarım, her farklı bakış iyi veya sağlıklı değildir. Bu bakışlara güvenerek, doğruluğundan emin olmadan hareket etmek zaten başlıca felaket sebebi olabilir. Son yıllarda özellikle kişisel gelişim olarak eleştirel düşünme, kritik ve analitik düşünme benzeri düşünceler son derece önem kazandı. Saçmalık ile bu düşüncelerin arasında çok ince bir çizgi bulunuyor. Lütfen bu çizgiyi iyi tayin edip, iyi anlayalım. Aksi taktirde ülke bilgi sahibi olmadan fikir sahibi insanlarla dolup taşıyor. Sağlık ve selametle…



22 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör