Genelde Genellerler

Tarih tekerrürden mi ibarettir? Din gerçekten sorgulanırsa, keçileri mi kaçırırız? Böyle gelmiş, böyle mi gidecek hep? Her zaman ortada mı olunmalı? Gençliğin gittiği yol, yol değil mi?… Bu soruları sorunca evet cevabı alamayız belki fakat her gün milyonlarca insan bu genellemelerin prangasında hayat sürüyor. Defalarca çizilmiştir bu tablo önünüzde.

Bu genellemeler ile yaşayan insanlar tembel ve duyarsızdır. Tarih duyarsız ve tembeller için tekerrür eder. Tarihi okumaya cesaret edememiş, dersini alamamış, kritiğini yapamamış, tekerrürden ibarettir der. Tarih gerçek bir dikkatle okunursa, tam bir ‘Hayat Okulu Teorileri’ dir. Sorgulanınca aklımızı yitireceğimiz bir dini, yaratıcı neden göndersin ki? Mermisi yalan olan salvoların önüne katılmış, kim ne derse onun peşinden giden bir insan, inandığını iddia etse de, ben böyle bir dine inanmıyorum. Sorgulayamadığım, bilemediğim bir şeye nasıl, neden inanayım? Böyle gelmiş, böyle gidecekse yaşamak zannettiğimiz bu belirtiler de neyin nesi? Her zaman ortada bir insan olmak lazımsa, nasıl ilerledi bu dünya? Ortada olanlar mı, aykırı olanlar mı ilerletti? Gençliğin durumu ortada diye söylenenlerin kökeni Mısır’a dayanıyor olabilir, çünkü -eğer ki haber doğruysa- mısır piramitlerinin üzerinde eski yazıyla, gençlik bitti benzeri cümleler keşfedilmiş. Bu gençleri kim yetiştirdi, çip takacak olan Bill Gates mi?

O kadar duyarsız, tembel bir hale geldik ki; 50 yıllık tecrübesini yazan adamın kitabına 50 lira vermek zorumuza gidiyor. Alsak da o kitapları evde süs niyetine oraya buraya kaldırıp yıllarca hapsediyoruz. 1400 yıldır daha neyin orucu bozup bozmadığı tartışmaları kaplıyor gündemimizi…

Orta yol ile ilgili bir anımı paylaşmak istiyorum. Ramazan aylarında biliyorsunuz ki, fırınlarda normal ekmek yerine yumurtalı, susamlı pide üretilir. (Canınızın çekmesi ihtimaline karşı iftardan sonra paylaşacağım.) Fırında çalışırken yanımda bir usta var, pideyi beraber yapacağız. Az çok bende anlarım işten ancak adam 35 yıldır bu işle uğraşıyor, yetişmem pek mümkün olmadığı için genelde çıraklık yapıyorum. Tabir caizse usta olmayan yerde ustayım. Beraber hamuru yoğurduk, kazandan çıkardık ve kesmeden önce dinlendirmeye aldık. 20 dakika kadar dinlendikten sonra ustam bana;

-Bak bakalım hamur kesilecek kıvama gelmiş mi?

-Kesilir gibi abi ama yine de sen bilirsin. Dedim. Usul usul geldi yanıma ve şunları söyledi;

-Benim bir abim vardı oğlum. Tanıştığımız andan itibaren beni maddi olarak hep zarara uğrattı. Yaşasa şu an belki 60 yaşında filan olurdu. Trafik kazasında öldü. Keşke yaşasa da bir o kadar daha zarara uğratsa beni. O hep bana şunu derdi; “Bir insana ya zararın olsun, ya da yararın. Ortada insan olma!”. Bunu niye söylerdi biliyor musun?

-Niye abi?

-Sorumluluktan kaçmamak için. Öğrenmek için. Ben sana ‘Hamur olmuş mu?’ diye soruyorum, sen bana ‘Sen bilirsin’ diyorsun. Risk al oğlum risk. Risk almadan bir şey öğrenemezsin, olduğun yerde sayar durursun. Risk al, yanlış yap, karakterin varsa zaten mahcup olursun, o mahcubiyet yeter sana iş öğretmeye. Tembellik yapma. Yoksa herkes sen bilirsin kafasında olsaydı, ortada dursaydı, hala ‘Tekerlek ahşap mı olmalı, taştan mı olmalı?’ diye tartışıyor olurdu insanlar. Ya yararın olsun, ya zararın…

-Olmuş abi hadi keselim. Diyerek kestim sözünü ki daha güzel sorularla karşılaştım.

-Keselim, niye keselim? Bu hamur 5 dakika önce kesilse ne olur? 20 dakika daha dursa da kessek ne olur? Ya da hiç bekletmeden kessek ne olur? Niye şimdi keselim dedin?

Bu muhabbet benim için çok eğitici olmuştu. En son sorulan sorulardan da biraz mahcup oldum tabii.

Gençliğe gelince. 2000 yılından sonra doğan insanlar için bir isimlendirme var. Z kuşağı. Bu z kuşağının belli başlı özellikleri saptanmış. En bilineni, z kuşağının hız ve haz peşinde olması. Şimdi insanlar bunu sebep göstererek dert yanıyor, birde nasıl düzeltiriz yoluna gitmeye çalışıyorlar. Özellikle bazı muhafazakar aileler, çocuklarından bu özellikleri keşfedince düzeltme yolu olarak çaresizce din yolunu seçiyor. Bu ülkede inanmışlık, çaresizlikten sonra başlar. Diğer ailelerde sürekli çocuklardan şikayetle bir şekilde ya bir yerlere gönderiyor ya da kendisi düzeltmeye çalışıyor. Bunu düzeltmek yerine, lehimize nasıl çevrilir bunu keşfetmek lazım. Hız ve haz peşinde olmak çok kötü bir şeymiş gibi çocukları, gençleri bunaltmadan adım atmıyor kimse. Ya bırakın bunların peşinde olsunlar yine, siz onlara edebinizle, ahlakınızla, karakterinizle örnek olun, onlar bunların peşinde olarak da iyilik peşinde olabilirler. Önlerine geçmeyin. Ödüllerinizi, cezalarınızı kendinize saklayın. Çocuğunuzun nazarında bir karizmanız olsun. Karar mekanizmaları gelişsin bu çocukların. Siz örnek olmaya bakın. İyi ki çocuk gelişim bölümü okumamışım. Muhtemelen her gün bir veliyle tartışırdım. Aramızda kalsın benimde genelleme yaptığım zamanlar oluyor, farkında olmaksızın. Zaten genelleme yapmasakta, genelledi derler…

Genellemeler bizi duyarsızlığa, tembelliğe itiyor dostlarım. Doğru yolda olduğumuzu söylemek iddiadan öteye gitmez, bunu yaşantımızla, duruşumuzla belli etmeliyiz. İnsanların bizi gördükleri zaman, zihinlerinde muadil kavramlar belirmeli. Gerçek bir dikkat ve odaklanma ile çok fazla okumalıyız. Ne yazık ki ülke olarak refah ve ekonomi seviyemiz çok iç açıcı durumda değil ve pekte iyiye gidecek gibi durmuyor. Yoksul insanların tek çaresidir çalışmak. Hem kendimiz için hem ailemiz için hem ülkemiz için çok çalışıp çok okumalıyız. Adolf Hitler Kavgam adlı eserde şunları söyler; “Viyana’daki ızdırap dolu yıllarda şu kanıya vardım: Toplumsal faaliyetin hedefi , hiçbir zaman insanları kandırıcı bir refah ve saadet sağlamak olmamalıdır. Toplumsal faaliyetin toplumun gerilemesine sebep olan ekonomik ve kültürel hayatımızdaki belli başlı yoksullukları ortadan kaldıracak yönde olmasına dikkat edilmelidir. Gerekli olan kurtuluş tedbirlerini almayanların tereddütleri bir sınıf halkın ahlaksızlığa düşmesinden tek sorumlu olduklarına dair, kendilerinde bir duygu bulunmamasından doğar. Bu duygu, onlarda iş yapma azmini de felce uğratır.”

Daha fazla uzvumuza felç inmeden, bir an önce işe koyulsak iyi olacak. Aksi halde gelecekte ki düşlerimiz yalnızca entropinin arttığı yönde olacak. Okumalarımız beynimizde bilgi salatası oluşturmak için değil, dünya görüşünde bir fikir sahibi olmak için olmalı. Okumalar amaç değil, araç olmalı. Üzerimize bir çığ gibi düşen, bize acı veren kitaplar okumalıyız dostlarım. Buda’nın dediği gibi; Acı çekmeden öğrenilmez, yaşam ızdırap çekmektir. Sağlık ve selametle…

26 görüntüleme2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör